insanın iç dunyasında derin bir şekilde yaşadığı tezatlar,toplum hayatında da kendini gösterir.Bir taraftan imanın kemal ve huzuru içinde yaşayan gönül erleri, diğer taraftan da küfrün girdaplarında kaybolanlar aynı toplumda hayatiyetlerini devam ettiriler.Bu iki uç nokta arasında, her sevye ve mizaçta insanın yer aldığı toplum hayatı da, adeta en munisinden en vahşisine kadar her türlü hayvanın barındığı bir ormana benzer.Ki burada bulunan insanların kimi tilki gibi kurnaz, kimi sırtlan gibi yırtıcı, kimi karınca gibi muhteris bir mal biriktirici,kimide yılan gibi zehir akıtıcıdır.o ormandaki mahlukatın kimi okşayarak ısırır,kimi sülük gibi kan emer,kimi önden güler arkadan kuyu kazar.Kendini manevi bir terbiye ile nefsinin esaretinden kurtaramamış,dolayısıyla salam bir karakyer inşa edememiş bir insan da,çevresindeki sefih huyların çemberi içindedir.Bu gerçekten hareketle diyebiliriz ki,bir topluma kurbaa karakterli kimseler hakim olursa,ortalık bataklığa döner.Yılanveçıyanhakimolursabütünmilletzehirlenir..
Interests
Duygu'nun tanıklığı Küçük bir köyde öğretmen bir anne babanın çocuğu olarak dünyaya geldim. Ben mi hayalimde canlandırıyorum yoksa gerçekten öyle miydi bilmiyorum ama yeşillikler içinde, dereleri, buğday tarlaları, kazları, ördekleri, çeşmeleri ile benim için harika bir dünyaydı, bir masal ülkesi gibiydi adeta. Ben ailemin tek çocuğuydum, evimizde de okulda da özel bir yerim vardı. Sanırım kendimi prenses gibi hissediyordum. Küçük bir krallığın hep sevilen, hep şımartılan, ilgi odağı prensesi… Bu şekilde a